Roman Hakkında

trfkapak

İnsanoğlunun bir yandan tüm dünyaya yayılan körlük salgını ve onunla birlikte yükselen ölümcül triffid bitkileriyle mücadele ederken, bir yandan da kendi karakterini ve o güne dek yaptığı hataları tanımasının anlatıldığı, kült bir kıyamet sonrası romanı!

Londra’da yaşayan biyolog Bill Masen, yattığı hastanede gözlerinde bandajlarla uyandığında, bir tuhaflık sezmekte gecikmiyor. Günlerden çarşamba olması lazım; ama hastane şehrin işlek bir caddesinde bulunmasına rağmen, etrafa bir pazar günü sessizliği hâkim. O sabah gözlerindeki sargıları açacak doktor da gelmeyince, dışarıdan da bir-iki çığlık duyunca, endişelenip bandajlarını kendi açmaya karar veriyor.

Anlıyoruz ki, bir gece önce gökyüzüne yeşil pırıltılar saçan bir meteor yağmuru gerçekleşmiş ve televizyonlarda bile yayınlanan bu muhteşem doğa olayını gören herkes, hatta ona doğrudan bakmayanlar bile, kör olmuşlar. Sadece o birkaç saat boyunca gözleri bir şekilde kapalı olanların görme yeteneği yerinde kalmış! Bütün dünyada durum aynı ve herkes paniğe kapılmış durumda.

Sonra sıra triffidlere geliyor… Bill, triffidlere hiç yabancı değil, çünkü onları üreten firmalardan birinde çalışıyor; yıllar önce insan eliyle ortaya çıkmış bu gizemli bitki hakkında bilgisi çok fazla. Üstelik çocukken, bir triffid tarafından da sokulmuş. Yani Bill’in avantajları fazla…

Artık kaos bütün dünyaya hâkim, felaket herkesi vuruyor. Bilinen anlamdaki medeniyet çöküyor. Hayatta kalmak içinse, temel insani özelliklere dönmekten başka çare yok…


Londra’nın göğü tuhaf yeşil ışıklarla aydınlanıyor!

Atmosferdeki radyasyon, bir gecede insanlığı etkileyerek dünyayı körlük ve ölümcül bir salgınla baş başa bırakıyor. Hayatta kalmayı başarmış tek tük insan grupları ancak kıyamet sonrası görülebilecek bir kargaşanın içinde varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Bütün dünya üç metre boyunda, etobur, cani bitkilerle kaplı. Triffidlerin Günü’nü bu unsurlara indirgerseniz, John Wyndham’ın ünlü romanı 1950’lerin bilimkurgu edebiyatının en ucuz klişelerinin bir parodisi gibi gelebilir kulağa. Triffidlerin Günü ve yazarın o dönem kaleme aldığı diğer romanlar, “saygın” fantezinin bir örneği olarak görülse de, Wyndham 1951’de Triffidlerin Günü’nü yazarken bilimkurgu türünde zaten yirmi senelik başarılı bir kariyere sahipti ve bir hikâyeyi dehşet öğeleriyle dokumanın değerini biliyordu.

Triffidler, evrimsel oportünistler!

Wyndham’ın İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilimkurgu yazan meslektaşlarından farkı, et yiyen jölemsi Marslıların yerine sunduğu olağanüstü rahatsız edici karakterleridir, yani sallana sallana gezinen, leş yiyen, şaşırtıcı biçimde hep tetikte olan triffidleri, başarıyla ele almasıdır. Wyndham kurnazca, onları bizim beklediğimiz gibi düşman işgalciler olarak değil, evrimsel oportünistler olarak işliyor. 1950’lerde bilimkurgu türünün hidrojen çağının korkularını yansıtmak için kullandığı kozmik saldırganlar ve mutasyon geçirmiş dev örümcekler, dinozorlar, mürekkep balıkları ve radyasyonun dönüştürdüğü diğer dünyevi varlıklar, tıpkı onlardan önce Wells’in Marslılarının yaptığı gibi, insan ırkını yok etmeye kararlı yok edici melekler olarak dünyaya geliyorlardı. Onlarla karşılaştırıldığında triffidler, doğru zaman gelene kadar aldatıcı ölçüde uysallar. Kolaylıkla ehlileştirilmiş, iğneleri budanmış, kıymetli bitki yağları kârlı bir küresel sanayinin merkezine oturmuş olan triffidler, yaratılmasında hiç rol oynamadıkları bir felaketin ardından doğru şartlar oluşana kadar herhangi bir tehdit oluşturmuyorlar. Ancak eski efendileri onlara karşı rekabet avantajlarını yani görme yetilerini kaybettikleri zaman triffidler bu doğal olmayan seçilimin onlara bahşettiği şansı kullanıyor.

Peki ama bu romanı bugün neden okuyalım?

Hikâyenin geçtiği gösterişsiz ortama tarihi bir merakla bakmak ya da sınıf ve cinsiyet konularının nasıl ele alındığını değerlendirmek dışında neden ilgimizi çeksin? Triffidlerin Günü yalnızca bir dönem romanı olsaydı, histerik bir devirde yazılan muhtelif, dünyanın sonu fantezilerinden bir farkı olmazdı. Kitabın dönemine işaret eden unsurları görmek kolay. Soğuk Savaş söylemleri, triffidlerin Sovyetlerin gizli biyolojik deneylerinin şeytani bir yan ürünü olması, körlük ve bunu takip eden salgın vb. Ama bu roman bir klişeler derlemesi değil, melodramatik veya gereksiz dehşet sahneleri içermiyor ve anlatımsal tesadüflerden yoksun olmasa da, fantezi türünün klasiklerinden biri sayılmasını sağlayan şey, temelde kitabın fikirsel ve söylemsel nitelikleri.

~Barry Langford’un sunuşundan.